Müze Kültürü

    
     Kısaca sanat ve bilime yarayan nesnelerin halka gösterilmek için sergilendiği yerlere müze diyoruz. Müzelerde gezerek, eğlenerek ve hatta dinlenenerek hoş vakitler geçiren var mı? Eğlenmek ve dinlenmek deyince biraz garip geldi sanırım. İlk başta bana da öyle gelmişti. Çoğumuzun aklında müzelerin sıkıcı, eski eşyaların bulunduğu yer olarak kalmış. Arkadaşlarla başka bir şehre gidince; “hadi gel müze gezelim” dememle bir sessizlik oluyor ve sıkıcı biri olarak düşüncelerde yer edindiğimi düşünüyorum. Aslına bakarsanız haklılar. Çünkü maalesef ülkemizde çoğu müzeler bakımsız,insanın içini daraltan sıkıcı yerler. Hatta bazılarında gezerken bilgi edineceğimiz yerleri olmayan müzeler var. (Güzel ve teknolojik müzelerimiz var ama sayıları çok az.)
      Müze dediğin sadece kazı çalışmalarında çıkartılan antik kalıntıların bulunduğu yer olamaz. Bir koleksiyon müzesi, bilim müzesi, sanat müzesi, sağlık müzesi, cam müzesi, araba müzesi, gemi müzesi derken şişe müzesi bile olabilir. Özetle aklınıza gelen her şeyin müzesi olabilir. Bana göre müzelerde sergilenen eşyaların yanına güzel bir dijital panel konulup videolar oynayabilir, ziyaretçilere verilen kulaklıklardan yerine göre anlatımlar olabilir, dev ekranlara yansıtılmış görüntü üzerinde ziyaretçilerin sanal ortamda uğraşabileceği platformlar olabilir ve hatta bazı yerlerinden ferah ve güzel dekorlu dinlenme veya cafeterya şeklinde oturma yerleri olmalı. Ziyaretçiyi müzede tutacak her şeyin olması gerektiğini düşünüyorum. Bunları nereden biliyorsun? diye sorarsan yurtdışında gördüklerime binaen söylüyorum. Bunları belirtirken yabancı hayranı olarak düşünülmek istemem aksine ülkemizde de olmasını istediğim için bu satırları yazıyorum.

      Avrupa’nın neredeyse her şehrinde birçok müze var ve yurtdışında gezdiğim müze sayısı ülkemizde gittiğim müze sayısından kat ve kat daha fazla. Nedeni ise ülkemizdeki müze kıtlığı. Avrupa’da genelde okullar anaokulundan başlayarak öğrencileri müzelere götürüp orada ders işliyorlar. Demek ki müzelerin yeri eğitimde büyük önemi var.

     Anadolu'nun bir şehrine gittiğimde çoğu yerde bir kaç tane müze var. Olanlar ise genelde arkeoloji müzesi oluyor. Mesela ben Erzurum’a gidince oltu taşı müzesi, Adana’ya gidince tarım müzesi, Rize’ye gidince çay tarihi müzesi, Bilecik Söğüt’e gidince Osmanlı müzesi, Ege’ye gidince denizaltı güzellikleri müzesi vb. görmek isterim. Neden olmasın?


Ben Yusuf Arslan. Kısaca Acı bir kahve tadında blogunun yazarı, yüksek mühendis, posta pulu koleksiyoncusu, pikapların çoğu tozlu raflara kaldırılsa da plaksever ve yeni yerleri gezip görmeyi seven biriyim. Daha Fazlası

PAYLAŞ

BENZER YAYINLAR

SONRAKİ YAZI
« ÖNCEKİ YAZI
ÖNCEKİ YAZI
SONRAKİ YAZI »

18 yorum

yorum
4 Haziran 2016 12:27 delete

Bakımsızlık konusu benim de canımı sıkıyor. Müze gezmeyi ve içinde vakit geçirmeyi çok severim ama bakımsız olunca ne kadar istekli olursa olsun insan, yapma imkanı bulamıyorum bunu. Kesinlikle daha interaktif hale getirilmeli ve yeri geldiğinde teknolojik imkanlar kullanılmalı. En son Havacılı Müzesine gitmiştim İstanbul'daki, gitmez olaydım diye geçirdim içimden. O kadar bakımsız bırakılmış ki, içerideki ışıklar çalışmıyor, kaderine terk edilmiş resmen.
Yine de bu konuda bir takım projeler yürütülüyor, hala somut adımlar atılmasa da ümitliyim gelecekte daha güzel olacağından.
Çok güzel bir yazıydı, teşekkürler. :)

Yanıtla
avatar
4 Haziran 2016 14:44 delete

Bu konuda eğitime büyük iş düşüyor sanırım.Sizinde dediğiniz gibi okul öncesi dönemden başlayarak müze bilinci oluşturmak lazım öncelikle...

Yanıtla
avatar
4 Haziran 2016 15:31 delete

Çoğu müze ve tarihi alan paralı ve maalesef müzekart bazılarında geçmiyor. Doğru düzgün tarihi olmayan Amerika'da bile devasa müzeler var ücretsiz. Neyse ülkemizin halini düşündüm de bir an. Terör, kadın cinayetleri, kazalar, tacizler... Müzelere daha çoookkk sıra var. Çok acı gerçekten.

Yanıtla
avatar
4 Haziran 2016 18:44 delete

Geçenlerde Bursa idi yanılmıyorsam bir Sepet Müzesi gosterdiler tv de,çok hoşuma gitti. Özeldi. Değişik bir konusu vardı... Istanbul'da bulunan İş Bankası müzesini gezdim yakın zamanda. Kasa dairesinin girişine dijital diye tanimlayabilecegim bir ışıklı koridor yapmışlar sırf onun için bile gidilir oraya. Dediğiniz gibi müzelere çekici unsurlar eklenmeli. Küratörlere burada çok iş düşüyor...

Yanıtla
avatar
4 Haziran 2016 21:49 delete

Eskişehir'e gelin 😉
İçler acısı halimiz var. Müze kültürümüz olmadığı gibi olanları da tahrip etmek için elimizden geleni yapıyoruz .

Yanıtla
avatar
5 Haziran 2016 00:20 delete

Haklısınız Doğu ülkelerinde maalesef müzecilik alanında gelişme kaydedemiyoruz. Abu dhabide 2 sene yasadım çocukları götürecek bir müze bulamadım. Hadi orası tarihi acıdan biraz kısır diye savunacak olursak da mezapotamya coğrafyasındaki ülkelerde o kadar zengin bir tarih olmasına rağmen bulunan seyler binalara istiflenmiş belki çoğunda açıklama bile bulmak zor oluyor. Müze alanı sadece arkeoloji ile sınırlamak da çok yanlış dediğiniz gibi batı bu işi ciddiye alıyor, ziyaretçilerin ilgilerini çekmek için çok yatırım yapılıyor. Öyle ki aynı müzeye yıllık giriş alıp sık sık gideriz ve Bizim çocuklar ordan hiç sıkılmazlar. Müzeye gidelim deyince çok sevinirler. İns artık batının saçma sapan zararlıya da faydasız uygulamalarını kopyalamakta uğraşmayı bırakıp gerçekten örnek alınacak taraflarına ıdaklanabılırız.

Yanıtla
avatar
5 Haziran 2016 14:36 delete

Sevgili emine yazıyı okuduğumda benzer şeyler geçti aklımdan. Müzecilik bizde gelir getiren bi anlayış. Müzekart denilen şey her müzede geçerli değil, müzeler haftasinda muzeler ucretsiz denilir, gidersin `yok bu müze için geçerli değil` der gişedeki. Hadi onu geçtim ya Ankaradaki ilk meclis ve yanındaki cumhuriyet muzesi neden ucretlidir onu anlamış değilim. Bildim bileli hep ücretlidir buralar. Son olarak her ne kadar ücretli olsada Ankaraya yolu düşen arkadaşlara Ulucanlar Cezaevi Müzesini şidetle öneririm. Saygilar

Yanıtla
avatar
6 Haziran 2016 13:10 delete

Yazdıklarınıza katılıyorum, maalesef müzeler bir kısmın para kazanması için var. Onlar aylık ortalama ziyaretçimiz şu şekilde olsun diye hesap yapıyorlar sadece. Müzelerin tahribatı ve bakımsızlıkları konusunda ise açmıyorum bile.

Yanıtla
avatar
6 Haziran 2016 16:44 delete

teşekkür ederim, müzelerin iyileştirilmesi için umutluyuz ama sonucu zaman gösterecek.

Yanıtla
avatar
6 Haziran 2016 16:45 delete

Görerek öğrenmek akılda kalıcılığı sağlar. Müzelerin önemi burada artıyor.

Yanıtla
avatar
6 Haziran 2016 16:47 delete

Müzekart'ın da sorunları var bahsemeyi unutmuşum sanırım.Eğer böyle bir şey yapılıyorsa kesinlikle tüm müzelerde geçen bir kart olmalı.

Yanıtla
avatar
6 Haziran 2016 16:53 delete

Ülkemizin genel sorunu sanırım. Resterasyon adıyla tarihi binaların tahrip edilmesi de var.İhale yoluyla bilinçsiz firmalara verilmesinin sonucunda oluyor. Tahrip gerçekleştikten sonra yapacak bir şey kalmıyor.

Yanıtla
avatar
6 Haziran 2016 16:54 delete

Müzeler gelir kapısı olamaz, olmamalı. Çok ziyaret alan tarihi müzelerin fazla gelirleri diğer müzelerin iyileştirimesine aktarılması lazım.

Yanıtla
avatar
6 Haziran 2016 17:00 delete

Haklısınız.. Ben Avrupa'ya gezmek için tekrar çıkarsam ilk işim bazı müzelere tekrar gezmek olacak. Çünkü o kadar beğenmişim ki daha fazla vakit geçirmek istiyorum. :) Başka bir güzellik ise sadece şehir kartını alıyorsun ve o şehirdeki tüm müzeleri gezebiliyorsun.

Yanıtla
avatar
6 Haziran 2016 17:03 delete

Müzelerde ilgi çekici görsellik ilk planda olmalı.

Yanıtla
avatar
13 Haziran 2016 20:38 delete

Istanbuldayken çok gezerdim müze ve sergi. Simdi de çocuklarla gezebileceklerimize gitmeye çalisiyoruz.

Yanıtla
avatar
13 Haziran 2016 23:37 delete

Müze gezme kültürünüzün ailecek olmasına sevindim.Adınıza gerçekten mutlu oldum :)

Yanıtla
avatar
16 Haziran 2016 14:38 delete

Tamamen kültür meselesi, devlet politikası da işin içine girince durum kaçınılmaz bir hal alıyor. Hep derim müze yaşamalı, binayı yaptım, koydum içine eski püskü şeyleri al sana müze anlayışı olmaz. Müzeler öncelikle çocukları çekmeli ki, gelecek nesil müze kültürüyle büyüsün. Bu konuda Türkiye`de takdir ettiğim birkaç örnek var, İstanbul Modern, Sabancı, Koç gibi müzeler gerek müze olarak, gerek atölyelerle çocukların ilgisini çeken müzelerden. (keşke devlet yapmış olsa ama değil) En beğendiğim müze ise İstanbul Arkeoloji Müzesi. Neyse böyle saymaya kalksam uzun sürer.
Genel olarak Avrupa`daki müzeler başka bir boyutta gibi geliyor bana. Avusturya`da, Almanya`da müze köyler var mesela. Tüm evler 17.18. yy`dan kalma (farklı köylerden bağışlanan, sökülüp buraya getirilen evler), evlerde yaşayan (aslında gönüllü tiyatrocu) yine dönemin kıyafetlerini giymiş insanlar, farklı atölyeler düzenleniyor. Ekmek yapma atölyesi, yün iplik, keçe vs. tüm gün yetmiyor gezerken. Ve tüm köyde dönem dışı hiçbir şey yok. Danimarka`da Viking müzesi, hem Viking gemileri sergileniyor, aynı zamanda aynı teknikle bir tarafta gemi inşa ediliyor, çocuklara düğüm atma çeşitleri gösteriliyor, bir tarafta Viking kılıçları boyuyorlar falan.
Şimdi dönüp bize bakalım; devletin laf olsun diye açtığı müzelerden hiç bahsetmeyeyim. Yap binayı, ertesi yıl bir taraftan nem girmiş, sıvası dökülmüş, bir şey var ama bozulmuş falan filan. Bursa`da Osmanlı Köyü Cumalıkızık var. Çok hoş ortam, evler vs. Bizde işin içine para girince turiste ne kadar neyi satsak mantığı ağır basıyor. Her köşe başı kahvaltı yerleri, yöresel reçellerin yanında Çin malı anahtarlık, oyuncaklar vs. Düzensiz bir kalabalık, hafta sonu tıklım tıkış haller. Jet hızıyla kaçtım en son gittiğimde.
Özet; çocuklara müze kültürünü aşılamazsak gelecekte de işimiz zor. Müzeleri sıkıcı yerler olmaktan çıkarmamız lazım. Bu konuda baştan beri çok destekleyici olduğumuzdan yeni bir şehirde ilk yaptığımız şey hangi müzeler var, hangilerine gidelim diye bakmak olur.

Yanıtla
avatar

Yazıma yorum yapabilmeniz için daha önceden hesabınızı seçmeniz gerekmektedir. Herhangi bir hesabınız yoksa anonim olarak da yorum yapabilirsiniz.