Çocukça Şeyler

Çocukça Şeyler

Bugün okulun ilk günü. Üç aylık tatil geçip gitmişti. Bir anda kendimi kilometrelerce uzakta yeni bir şehirde bulmuştum. Daha bir hafta öncesine kadar palmiye, limon ağaçlarının arasından ayrılmış ve kendini bir anda sonbaharın çoktan geldiği soğuk bir yerde bulmuştum. Apartman dairesinde kendini bilmiş bir çocuk için bahçeli bir eve taşınmak gerçekten çok farklı bir şeydi. Bahçesi büyükçe ve yaklaşık 50-60 yıllık bir eve taşınmıştık. Burada bulanan evleri zamanında Almanlar yaptığı için farklı bir mimarisi vardı. Panjurlu pencreleri ve bir de yuvarlak penceresi olan evi çocuk aklı ile sanki masal kitaplarından çıktığını düşünmüştüm. Havasını biraz karanlık ve serin gördüğü şehirde mahallede arkadaş olabileceği kimse bulamadığından kendini bir anda yalnız hissetmişti. Oysa geldiği yerde her yerden çocuk sesleri geliyor, birçok arkadaşı vardı. 

Bugün okulun ilk günü. Aslına bakarsanız benim için okulun ilk günü idi. Babam beni il­kokul birinci sınıfa kaydetmek üzere okula götürdü. Taşınma sürecinden okulun ilk gününü kaçırmıştım. Düşünüp arkaya bakınca aniden yeni bir şehir, yeni bir okul, yeni arkadaşlar içinde kendini bulmuş küçük yaştaki bir çocuk için kolay bir durum değildir.

Karşı kapıdan bana doğru gelen birini gördüm ve gelen öğretmenimdi. Önce benimle tanışmak istedi ve neşeli tavırla eğilip sarıldı. Sonra beni kalabalık bir sınıfa götürdü. Gördüğüm kadarıyla burada herkes daha öncesinden birbirleriyle tanışıyordu. Son yazımı geçirmiş olduğum ve bir daha göremeyeceğimi düşündüğüm şehri düşünün­ce okul bana o denli halsiz göründü ki! Arkamda bıraktığım kilometrelerce uzakta olan arkadaşlarımı düşünüyor, onları bir daha göremeyece­ğime üzülüyordum. 

İçimden, "İşte sana ilk gün. Sanırım derslere başlamışlar. Derste ne öğreneceğimizden bile habersizim" diye geçiriyor­dum. Çıkışta evin yolunu öğrenmeye gerçekten de ihtiyacım var­dı. Çünkü daha birkaç gün önce şehre gelmişiz. Çıkışta okuldan beni almaya almaya geleceklerini düşünüyorum. Anaokuluna giderken arkadaşlarımla kendim gidip gelebiliyordum. Burada kimseyi tanımadığımdan önce bazı şeyleri kendim sıfırdan tekrar öğrenmem gerekecekti. 

Gel zaman git zaman yavaş yavaş şehri öğrenmiştim. Sınıftan birinin evimin yakınında oturduğunu öğrenmiştim. Bu arkadaş birgün sınıfta kendisine yeni bir bilgisayar alındığından bahsediyordu. O kadar çok övüyordu ki her şeyi yapabildiğini iddia ediyordu. Sınıftakiler gerçekten merak ediyorlardı. Bahsettiğim dönemde siyah beyaz ekranlı cep telefonları dahi yoktu. Biz o zamanlar çocuk halimizle hayran hayran hikayeleri dinlerken bahsedilen bilgisayar hakkında büyüklerin çoğu bile ne olduğunu bilmiyordu. Çünkü o zamanlar bilgi alabileceğimiz internet yoktu ve hatta okulda sadece bir bilgisayar vardı. O bilgisayar da müdürün odasında cam duvarın ardında durduğundan ulaşılamaz ama her şeyi yapabildiğine inandığımız bir cihazdı. Bir gün bilgisayara sahip olan çocuk ile birlikte eve giderken beni evine çağırdı. 


Çocuk aklı ile bu müthiş bir olaydı. İlk defa bir bilgisayara dokunacaktım. Eve geç gideceğimi aileme haber etmem için eve gitmem gerekirdi. Bu fırsatı da kaçıramazdım. Biraz bilgisayara bakar hemen eve geçerim dedim. Çocuğun evine gittik, monitorun altında yatay bir şekilde konmuş kasadan bilgisayarı açtı. Çok iyi hatırlıyorum bilgisayar bozulacak diye kasasına dahi dokundurmamıştı. İşletim sistemi windows 95 olduğunu hatırlıyorum. Oyun açacağım diye disket denen şeyi takmıştı. Birşeyleri kurcaladı ama pek bir şey de yapamamıştı. Kasadan disketin çıkardığı tak tük diye seslerden başka bir şey anlamamıştım. Çocuk olduğumuz için zaman duygumuz pek yoktu. Zaman hızlı geçmiş fakat aklımda muhteşem olarak hayal ettiğim bir cihaz benim için artık  işe yaramaz bir şey olarak gözükmüştü. Eve doğru koyulurken çekiniyordum çünkü hava kararmaya başlamıştı. Bir şey anlamadığım bir cihazı görmüş, hayatımda belki ilk defa ailemden bu kadar çok azar işitmiş olarak günüm geçmişti. Ben kayboldum diye her yere sormuşlar. Belki taşınalı bir ay bile olmamış bir yerde çocuklarnı kaybetme düşüncesini şimdi düşününce akıl bile alınamaz. Çocuk halimle aileme karşı kendimi çok mahçup hissetmiştim. Nedeni ise ilk defa yüreklerini hoplatacak bir hareket yapmıştım. Çocuk aklıydı ve anlamsızca merak edeceklerini bir an bile düşünmemiştim değil, düşünememiştim.

Burada ben küçük yaşta hatırladığım bir tecrübeyi size aktarmış olabilirim. Ben biraz iyi niyetli insanlarla veya biraz bencilce de olsa sınıf arkadaşımla karşılaştığım için de şanslı olabilirim. Eğer bu yazıyı okuyup çocuğu olan okurlarım varsa hattime düşmez yine de çocuklarınıza dikkat edin. Yedi yaşında okula yeni başlamış çocuklar dünyayı ilk defa tanıdığı için merak duyguları gelişmiş oluyor. Onlarla sürekli sohbet edin ve ilk tecrübelerine siz şahitlik edin. Özellikle küçük yaşta okul değiştirmiş veya şehir değiştirmiş aileler çocularınızın ruh halini düşünün. Ona göre hareket edin.

Bilgisayarı olan çocuk ile o günden sonra pek arkadaş olmamaya çalıştım. Her şeyi abartılı anlatıp hiçbir eşyasına dokundurmamaya devam ediyordu zaten. Hikayemize de burada son verelim.


Y.A








Ben Yusuf Arslan. Kısaca Acı bir kahve tadında blogunun yazarı, yüksek mühendis, posta pulu koleksiyoncusu, pikapların çoğu tozlu raflara kaldırılsa da plaksever ve yeni yerleri gezip görmeyi seven biriyim. Daha Fazlası

PAYLAŞ

BENZER YAYINLAR

SONRAKİ YAZI
« ÖNCEKİ YAZI
ÖNCEKİ YAZI
SONRAKİ YAZI »

10 Yorumlar

  1. Okurken yaşamış gibi oldum, aynısını ben de yapardım belki. Sonunu da iyi bağlamışsınız. Güzel yazıydı, eline sağlık.

    YanıtlayınSil
  2. Cocukluk yillarima gittim bu yaziyla 😊

    YanıtlayınSil
  3. Kaleminize sağlık hikayeyi keyifle okudum. Çocuk olsun yetişkin olsun yeni bir ortam her zaman zorlar insanı...
    Ben bilgisayarla ilk kez 80'li yılların sonunda tanışmıştım. İşyerine ilk kez kurduklarında patronun arkasına dikilip izlemeye dalmıştım. Sonra beni şakayla karışık bir lafla masama yollamışlardı :))

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. İlk cep telefonu gördüğümde hiç bu kadar heyecanlanmamıştım. Çünkü telefona biçtiğim değer ancak konuşmaya yarar diye düşünüyordum. O dönemki bilgisayar ve internet reklamlarını görmek nadirdi ve reklamlarda da aşırı abartılı vaatleri vardı. Belki bu aşırılı merakta bunun etkisi vardı.

      Sil
  4. Ne akıcı yazmışsın Yusuf oğlum. Sanki yaşattın o duyguları. Çok aileye de ders olur. Ayrıca benim rahmetli oğlum da bilgisayar oyunu oynamak için arkadaşından hep teklif beklerdi ve bu durum içimi çok acıtırdı.
    Eline emeğine sağlık oğlum. Sevgilerimle...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Ece abla. Hikaye ve deneme yazıları yazma çalışmaları yaparak kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Şimdilik kısa yazılarla bunu sağlarken umarım istediğim seviyeye gelebilirim. Oğlunuza üzülerek geride kalanlara sağlık dilerim. Saygılar ve sevgiler..

      Sil
  5. ne tatlı yaa, yazsana hep böle şeyler :) duygulu ve nostaljiktiii :)

    YanıtlayınSil

Yazıma yorum yapabilmeniz için daha önceden hesabınızı seçmeniz gerekmektedir. Herhangi bir hesabınız yoksa anonim olarak da yorum yapabilirsiniz.