Soğuk kış gününde eski ahşap dükkana girince yüzüme sobanın sıcacık havası çarptı. Gözümü ustaya çevirdim ve ayakkabı tabanına ökçe çakan boyalı yaşlı ellerini gördüm. Yılların ağırlığını bu ellere yüklemiş amcamız. Gücü kuvveti yettiği kadarınca üç çocuk büyütmüş. Aklında kötü düşünce nedir diye bilmez, herkese yardımcı olmuş. Kendisi gurbet hasreti içinde buralara gelmiş ve yıllar önce dükkanını açmış. Şimdi ise dükkanda işi olmayan bile ustanın hatrını sormak için gelirler ve bir çayını içerler. Ezan sesini duyunca ise işini bırakır ve dükkanın kapısını sadece kapatarak camiye koşar. Asker gördü mü hemen ortaya güzel bir sofra çeker, ceplerine harçlık koymadan göndermez.
Ustama sordum: Bu mesleği tüm incelikleriyle nasıl öğrendin?
İnce ve titrek bir ses ile sabahlara kadar çalıştım. Hatta bir dükkandan başka kalacak yerim yoktu, ben de dükkanda yattım. Kışları soğuk geçen bir yerdir burası, şu küçücük sobam bana yetti. Ama şimdiler bilmez bunları nasıl zorluklar yaşadığımı. Çok şükür elimiz ayağımız tutuyor.
Ustama sordum: Bu mesleği tüm incelikleriyle nasıl öğrendin?
İnce ve titrek bir ses ile sabahlara kadar çalıştım. Hatta bir dükkandan başka kalacak yerim yoktu, ben de dükkanda yattım. Kışları soğuk geçen bir yerdir burası, şu küçücük sobam bana yetti. Ama şimdiler bilmez bunları nasıl zorluklar yaşadığımı. Çok şükür elimiz ayağımız tutuyor.
